

Kaygı her bireyin hayatının bir parçasıdır. Her duygu gibi kaygının da bir işlevi vardır. Kaygının bizi hayatımızda karşımıza çıkabilecek tehlikelerden korumak gibi bir amacı vardır.Ancak, eğer kaygımız bizi harekete geçirmek yerine hayatımızı kontrol altına alıp zorlaştırmaya başlarsa, yaşam kalitemiz düşmeye başlar. Bu noktada kaygı seviyemiz sağlıklı kaygı düzeyinin üzerine çıkar ve bu durumda kaygı, bize rağmen bizi yönetmeye başlar. Bu yüzden sağlıklı bir kaygı seviyesine geri dönmek için çaba göstermeliyiz.
Endişe, kaygı ve korku. Bireylerin yaşadıkları duygusal durumları ifade ederken kullandıkları bu üç kelime, sıklıkla birbirleri yerine kullanılmaktadır. Aynı anlama gelmedikleri hâlde birbirlerinin yerine kullanılan bu kavramlar, bazı nüanslarla birbirinden ayrılırlar. Endişe, korku ve kaygı arasındaki farklılıkları bilmek, yaşadığımız durumu daha net anlamamızı sağlamakla birlikte duruma çözüm bulmamızı da kolaylaştıracaktır.
İlk kavramımız olan endişe, bilişsel bir süreçtir dolayısıyla zihinde oluşur. Endişe, zihinsel düşünmeyle gelecekte olabilecek durumları öngörmek ve bu durumların sonuçları hakkında kafa yormaktır. Endişe, genel olarak “ya olursa” şeklinde düşünmektir diyebiliriz. Bir örnekle açıklarsak, “İşe beş dakika geç kaldım, ya patronumla karşılaşırsak ve bana kızarsa? O zaman patronun odasının önünden geçmeden odama gitmeliyim, bu sayede beni göremez. Dolayısıyla kızamaz.” gibi bir düşünceye baktığımızda, zihinde bir endişe yaşandığını görmekteyiz. Burada kişi, zihninde gelecek hakkında düşünmekte ve plan yapmakta ve neler olabileceğine dair olayları önceden kestirmeye çalışıp, olabilecek durumlarla nasıl başa çıkabileceğine ilişkin ayrıntılı senaryo oluşturdu. Endişe kavramı, gelecek hakkındaki düşünceleri belirtmektedir ve endişeler her zaman olumsuzdur. Günlük hayatta her insan belirli durumlarda endişe yaşayabilir. Ancak günün çoğu endişeyle geçiyorsa, endişeler karşılaşılan duruma göre fazlaysa, kontrol edilmesi zor bir hâle gelip kişinin günlük yaşamını engelliyorsa problem teşkil etmeye başlamış demektir.


Diğer kavramımız ise korkudur. Kişi, karşı karşıya kaldığı herhangi bir durumu ya da olayı zihninde bir tehdit olarak algıladığı zaman korku oluşur. Bahsedilen duruma, gerçeğin dışında anlamlar yüklenmesi ise kaygıyı ortaya çıkarır. Yani durum ya da olaya gerçekçi olarak fiziksel tehdit olarak bakılıyorsa korku, fizikselliğin dışında düşünceler üretiliyorsa kaygı yaşanır. Kaygıya neden olan, durumun kendisinden ziyade yüklenen kişisel anlamlardır. Korkulan şey herkes için aynı tehdidi oluşturabilir fakat kaygıyı asıl ortaya çıkaran, kişisel düşüncelerdir. Dolayısıyla korku nesnel iken kaygı özneldir.
Endişeler zihinde oluşurken, kaygı bedende meydana gelir. Kaygı, bedenin tehdit ya da tehlikelere karşı tepki vermesi durumudur. Bedenin verdiği bu tepkiler genelde terleme, titreme, baş dönmesi, mide bağırsak sorunları, kalp çarpması olarak gözlemlenir. Fakat dikkat edilmesi gereken; kaygı, tehditle karşı karşıya olmadığınızda da devreye girebilir. Modern dünyada karşılaştığımız tehditler artık fiziksel tehdit yerine daha çok sosyal tehdit olarak ortaya çıkmaktadırlar. Günümüzde, zihnimizin içinde bizi bekleyen tehlikelerle daha karşı karşıyayız.

Bize zarar vermesi mümkün olmayan durumlara karşı bile vücudumuzun kaygı tepkileri vermesi yaşamımızı zorlaştırır. Örneğin otobüste “inecek var” demekten kaygılanmak, terlemek, nabzın hızlanması, ortada herhangi bir tehlike yokken kaygı tepkileri vermek, vücudun tehlike varmış gibi algılamasından kaynaklanır. Haliyle sosyal hayatta kaygı durumunun sık yaşanması “Kaygı bozuklukları” olarak kategorize edilen çeşitli kaygı sorunlarına işaret etmektedir.

Terapi nasıl yardımcı olabilir?
Kaygı için BDT, öncelikle kaygıya neden olan ve kaygıyı sürdüren faktörleri anlamak için bir formülasyon geliştirmeyi içerir. Düşünce kalıplarını ve kaygı döngüsünü anlamak için bir çerçeve geliştirilir, sonraki adımlar ise endişe uyandıran durumlardan kaçınmaya, adım adım güven inşa etmeye, olumsuz düşünme kalıplarına meydan okumaya, endişe ve kaygıyı azaltmak için yeni stratejiler denemeye odaklanacaktır.
Bireyler, yaşadıkları kaygıyı yönetmekte güçlük çekmeye başladıklarında yaşamlarının kontrolünü elden kaçırdıkları hissine kapılabilirler. Kaygıdan kaçınmak adına bireylerin eylemlerinde kısıtlamalar başlar ve önceden kolaylıkla yaptıkları işleri artık yapamaz hale gelebilirler. Yaşam Psikolojik Danışmanlık Merkezi olarak terapi sürecinde hedefimiz, bireyin yaşadığı bu kaygı durumunu fark etmesi, anlaması ve birtakım psikolojik güçlendirme teknikleri sayesinde kaygı ile baş edebilir duruma getirmeye yardımcı olmaktır. Kaygı üzerine çalışırken bilişsel, davranışsal alanlar ve duygular üzerine yoğunlaşarak, yaşanılan kaygı durumunun yaşamı engellemeyecek boyuta getirilmesini sağlıyoruz.
Eğer sizin de hayatınızın merkezinde tek başınıza baş etmekte zorlandığınız ya da anlam veremediğiniz ve yaşam kalitenizi düşüren bir kaygı durumu varsa, daha fazla zaman kaybetmeden kaygılar ile baş etme yollarını öğrenmeniz konusunda alanında uzman terapistlerimiz ile merkezimizde sizlere hizmet vermeye hazırız.

